Türk
Kardiyoloji Derneği Ulusal Hipertansiyon Tedavi ve Takip Kılavuzu
Sunuş ve Gerekçe
Hipertansiyonun toplumsal önemi
1972’de Amerika’da National Heart, Lung
and Blood Institude (NHLBI)’ün koordinasyonuyla National High Blood Pressure Education
Program (NHBPEP)’ı başlatılmıştır. 1976-1994 yılları arasında yapılan
taramaların sonuçları şaşırtıcı olup, hipertansiyon hastası olduğundan haberdar
olma, tedavi görenler ve hipertansiyonu kontrol altına alınan hastaların oranları
yapılan halk eğitimi sayesinde artmıştır (12) (bakınız Tablo 1).
Tablo 1. Hipertansiyondan haberdar olma, tedavi görenler ve
hipertansiyonu kontrol altına alınabilenler.
|
NHANES
II (1976-1991) |
NHANES
II (Faz 1) (1988-1991) |
NHANES II (Faz 2) (1991-1994) |
|
Hipertansiyondan
haberdar olma |
%51 |
%73 |
%68.4 |
Tedavi
görenler |
%31 |
%55 |
%53.6 |
Hipertansiyonu
kontrol edilenler |
%10 |
%29 |
%27.4 |
|
Framingham kalp çalışması ve
diğer epidemiyolojik çalışmalara göre kan basıncı 140/90 mmHg’nın üstüne
çıktığı zaman risk arttışları daha dramatik olmuştur. Yeni çalışmalarda
sistolik kan basıncı yüksekliğinin diyastolik kan basıncıyla
karşılaştırıldığında kardiyovasküler riski daha fazla arttırdığı
gösterilmiştir. Multiple Risk Factor Intervention Trial (MRFIT)’da 300. 000’den
fazla erkek taranmış, diyastolik düzeyleri 95-100 mmHg, sistolik kan basıncı 150-159
mmHg olanlarda koroner arter hastalığı rölatif riskinin daha büyük olduğu
gözlenmiştir (13). Ayrıca izole sistolik hipertansiyonda (sistolik kan basıncı (160,
diyastolik kan basıncı (90 mmHg) da sadece inme ve kalp yetersizliği riski değil,
aynı zamanda koroner kalp hastalığı olaylarının arttığı açıkca görülmüştür
(14). Hipertansiyonun takip ve tedavisine ait bir çok ulusal ve uluslararası rehber
yayınlanmıştır (14-20). Irksal özellikler, yaşam şekli, yeme-içme
alışkanlıkları, genç nüfus oranı, ekonomik koşullar, sosyal güvence ve daha bir
çok faktör rehberlerin her ulus için uygunluğunu ve kullanılabilirliğini
kısıtlamıştır.
Temel olarak her klinisyen şu üç soruyu
sormalıdır:
- Kim tedavi edilecek ?
- Hedeflenen kan basıncı nedir ?
- Nasıl tedavi edilecek ?
Kim tedavi edilecek? Ağır ve akselere
hipertansiyonun erken tedaviyi gerektirdiği hakkında genel uyum vardır. Halbuki
hipertansiyonluların çoğu hafif veya orta derece hipertansiyonludur (15). Tüm
rehberlerde inisyal ilaç tedavisine başlamadan önce bir süre hastanın kan
basıncını izlemek gereği üzerinde durulmaktadır. Bu süre 3 ile 6 ay arasında
önerilmektedir (16,17). Bu sürede ilaç dışı tedavi önerilmektedir. Daha yüksek kan
basınçları için süre daha kısa tutulmalıdır. 1993’de yayınlanan WHO/ISH (World
Health Organization/International Society of Hypertension) rehberinde uzun süreli
çalışmalardan toplanan deliller, yararın büyük oranda kan basıncını düşürmeye
bağlı olduğunu göstermiştir (16).
Çoğu ateroskleroza bağlı kardiyovasküler
hastalıklar sıklıkla hipertansiyonla ilişkilidir. Tüm gelişmiş ülkelerde başlıca
ölüm nedenidir ve tüm ölümlerin %50’sinden sorumludur. Arteriyel hipertansiyon,
yetişkin popülasyonun yaklaşık %20’sini tutar. Hem gelişmiş hem de gelişmekte
olan ülkelerde en sık rastlanılan kardiyovasküler hastalıktır. Esansiyel
hipertansiyon denen nedeni bilinmeyen bölümü %95’ini kapsar. Esansiyel hipertansiyon
yaşla artar. Gelişmiş ülkelerde 65 yaşın üstündeki bireyler toplumun toplam
nüfusunun %20’sini oluşturmaktadır. NHANES III (The Third National Health and
Nutrition Examination Survey) de 60 yaşın üstündeki beyaz Amerikalı’ların
%60’ı, Afrika kökenli Amerikalı’ların %71’i hipertansif bulunmuştur (12). Bu
kadar sık görülen bir hastalık olan hipertansiyon toplumun her kesimini ilgilendiren
bir halk problemidir.
Hipertansiyonun takip ve tedavisinde kanıta dayalı yaklaşım
Kan basıncı düzeyleri kardiyovasküler
hastalık riskleriyle ilişkilidir. Kan basıncı düşürmenin yararı ve riskleri
hakkında elde edilen delillerin çoğu yüksek kan basınçlı hastalardan seçilen
çalışmalardan elde edilmiştir. Hipertansiyon düzeyleri keza major kardiyovasküler
olaylarla (fatal veya nonfatal miyokard infarktüsü) pozitif ve sürekli ilişki
gösterdiği saptanmıştır. Antihipertansif tedavinin etkinliği bir çok çalışmada
araştırılmıştır. Bu araştırmaların sonuçları, hipertansif hastaların çoğunun
tam tedavi olmadığını, kan basıncılarının tedavi hedefinin üzerinde olduğunu
göstermiştir. Bu çalışmalarda tüm tedavi edilen hastaların yaklaşık yarısında
kan basıncı 160/95 mmHg’nın üstünde, 3/4’ünde 140/90 mmHg’nın üstünde
saptanmıştır. Çin ve diğer birkaç gelişmekte olan ülkelerdeki gözlemler tedavi
edilen hipertansif hastalarda sadece yaklaşık %10’unda kan basıncının 160/95
mmHg’nın altına ulaştığını göstermiştir.
Total 47.000 hastayı içeren, diüretik ve/veya
beta blokerlerle yapılan randomize kontrollu çalışmalarda yaklaşık ortalama 5 yıl
içinde antihipertansif tedavinin epidemiyolojik yararı gösterilmiştir. Diyastolik kan
basıncıncında 5-6 mmHg net bir azalma inme riskinde %38 (SD 4), ve koroner kalp
hastalığı riskinde %16 (SD 4)’lık bir azalma oluşturmaktadır (21) (Tablo 2).
Tablo 2: Diüretik ve/veya beta blokerlerle
yapılan randomize, lontrollu çalışmaların inme ve koroner kalp hastalığı üzerine
etkileri.

Yaşlılarda yapılan çalışmalarda beta
blokerlerin diüretiklere oranla koroner kalp hastalığı riskini daha fazla azalttığı
görülmüştür. ACE-İ, kalsiyum kanal blokeri gibi daha yeni ilaç sınıflarına ait
kan basıncı düşürme rejimlerinin kardiyovasküler hastalık üzerine etkilerini tayin
etmek için çok az veri vardır. Fakat mevcut veriler giderek artmaktadır. Systolic
Hypertension in Europe (Syst-Eur) (22) çalışmasında bir kalsiyum antagonisti ile
SKB/DKB 10/5 mmHg’lık düşürme sistolik hipertansiyonlu hastalarda inme riskinde %42
azalmayla birlikteydi. Shanghai Trial of Nifedipine in the Elderly (STONE) (23) ve
Systolic Hypertension in China (Syst-China) (24) gibi büyük, non-randomize, placebo
kontrollu çalışmalarda da benzer sonuçlar alındı. Captopril Primary Prevention
Project (CAPPP) (25) çalışmasında da bir ACE inhibitörü kaptopril’in etkisi 10.
985 hipertansiyonlu hastada diüretik ve beta blokere dayalı tedavi rejimleriyle
karşılaştırıldı. Daha küçük çalışmalar diyabetik hipertansif hastalar
arasında ACE inhibitörü ile kalsiyum kanal blokerlerini karşılaştırmıştır. Bu
çalışmalarda ACE inhibitörü, kalsiyum kanal blokerlerine ve beta blokerlere üstün
bulunmuştur.
Takip ve tedavi kılavuzlarının önemi
Kan basıncında yükselmeye eşlik eden
koroner hastalığı ve inmelerdeki artış riski iyi bilinmektedir. Yapılan
araştırmaların sonuçları büyük ölçüde pozitiftir ve meta-analizler
incelendiğinde inmelere karşı etkileyici, koroner hastalığına karşı ise daha az
etkileyici olmakla birlikte yine de anlamlı derecede koruma sağladığı
gösterilmiştir (21).
Son yıllarda hipertansiyon tedavisine başlamada
kan basıncı düzeylerini değil, o kişideki mutlak kardiyovasküler riski dikkate alma
gereği kabul edilmesiyle farklılıklar azalmıştır.
Kan basıncını düşürmeye gerek olduğu kısmen
epidemiyolojik ve deneysel kanıtlardan, esas olarak da büyük boyutlu tedavi
çalışmalarının sonuçlarına dayanılarak kabul edilmiştir (12).
Maliyet-yarar ilişkisi (26,27)
Batı dünyasında yetişkin nüfusun
yaklaşık 1/3’ünü hipertansiyonlu hastalar oluşurmaktadır. Böyle büyük bir
topluluğun hayat boyu tedavisi çok ciddi boyutta ekonomik yük bindirir. Amerika’da
antihipertansif tedavinin direkt maliyeti yılda 8-10 milyar dolar tahmin edilmektedir.
En basit şekilde hipertansiyon tedavisinde
maliyet-yarar ilişkisi şu şekilde hesaplanabilir:
Tedavi tutarı + tedaviye bağlı yan etkilerin
tedavisi
nin tutarı-kardiyovasküler hastalık ile ilgili
morbidite azalmasından kazanılan tutar. Bazı yazarlar artmış hayat umudu nedeniyle
başka hastalığa yakalanma şansının verdiği tedavi masrafını buna eklemektedirler.
Tedavi giderlerine şunlar dahildir: 1) İlacın
fiatı, 2) klinik vizite ücretleri 3) rutin ve özel laboratuvar testleri ücretleri, 4)
ilaç yan etkilerinin tedavisi, 5) transfer ücretleri ve doktor muayenehanelerinde
kaybedilen zaman.
Tedavi giderleri, ilaç israfının önlenmesi,
hastane ve aylık ambalajlarla, kombinasyon tabletleri ve jenerik formüller kullanarak
azaltılabilir. Bazı bölünebilir tabletler daha ucuza malolabilir. Batılı ülkelerde
alternatif terapötik yöntemlerin maliyet ve sonuçlarının karşılaştırılmasına
önem verilmeğe başlanmıştır. Uygulanan başlıca 4 ekonomik değerlendirme yöntemi
vardır: 1) Maliyet-etkinlik (cost-effectiveness) analizi, 2) maliyeti en az düzeye
indirme (cost-minimization) analizi, 3) maliyet-kullanılabilirlilik (cost-utility)
analizi, 4) maliyet-yarar (cost-benefit) analizi.
İlaç fiyatı ülkeden ülkeye farklılıklar
göstermesine rağmen, genellikle total tedavi giderlerinin en büyük bölümünü
oluşturmaktadır. Yeni ilaçlar genellikle eski olanlardan daha pahalıdırlar.
|