Türk
Kardiyoloji Derneği Ulusal Hipertansiyon Tedavi ve Takip Kılavuzu
4. Hipertansiyonda Korunma ve Tedavi
Farmakolojik Tedavi
Antihipertansif İlaçlar
Hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar 5 ana
grupta toplanabilir. Bunlar, diüretikler, sempatikolitikler ya da adrenerjik sinir sistemi antagonistleri, renin angiotensin
sistemini (RAS) etkileyen ilaçlar, damar düz kasında etkili ilaçlar ve yeni
geliştirilmekte olan ve 2000’li yılların başlarından itibaren kullanıma girmesi
beklenen ilaçlardır (Tablo 8).
| Tablo 8. Antihipertansif
ilaçların sınıflandırılması |
- Diüretikler
- Adrenerjik sinir sistemi antagonistleri
- Merkezi etkililer
- Periferik etkililer
- Adrenerjik nöron blokerleri
- Ganglion blokerleri
- Adrenerjik reseptör blokerleri
a reseptör blokerleri
- b reseptör blokerleri
- a ve b
reseptör blokerleri (mikst etkililer)
Renin-angiotensin sistemini etkileyen ilaçlar
- ACE inhibitörleri
- Angiotensin II tip 1 reseptör antagonistleri
Damar düz kasında etkili ilaçlar
- Kalsiyum kanal blokerleri
- Potasyum kanal açıcılar
- Doğrudan damar düz kasını gevşetici ilaçlar
Yeni geliştirilmekte olan ilaçlar
- Nötral endopeptidaz peptid(NEP) inhibitörleri
- Endotelin I reseptör antagonistleri
- Renin inhibitörleri ve diğerleri
|
I. Diüretikler:
Antihipertansif etki mekanizmaları hala tam olarak bilinmeyen bu ilaçların (65,66) uzun
sürede vazodilatörler gibi davrandığı ya da sempatikolitik etki gösterdiği
sanılmaktadır (7,67-69).
Farmakolojik özelliklerine göre diüretikler
günümüzde 4 grupta toplanmaktadır (Tablo 9).
| Tablo 9. Diüretiklerin
sınıflandırılması |
| |
Tiyazid ailesi |
Loop diüretikleri |
K+ tutucu diüretikler |
Aldosteron reseptör
antagonistleri |
| İlaçlar |
Bendroflumethiazide
Benzthiazide Clopamide Chlorthalidone Chlorothiazide Cyclothiazide Hydrochlorothiazide
Indapamide Mefruside Metolazone Xipamide |
Furosemide
Bumetanide
Ethacrynic acid
Torsemide
Azosemide
Muzolimine
Piretanide
Tripamide |
Amiloride Triamterene |
Spironolactone Eplerenone
Canrenone Atecanrenone |
| Etki hızı |
Orta |
Hızlı |
Yavaş |
| Etki gücü |
Orta |
Güçlü |
Zayıf |
| Etki süresi |
Uzun (ortalama 24 saat) |
Kısa
(ortalama 6 saat) |
Orta (ortalama 12
saat) |
| Antihipertansif etki gücü |
Güçlü |
Zayıf |
Zayıf |
| Klinik özellikler |
Oral
uygulamada iyi tolere edilirler. Başlangıç antihipertansif tedavide kullanılırlar. |
GFR çok
düşük bile olsa etki ve eylem iyi, başlangıç antihipertansif tedavide
kullanılmazlar. |
|
| Yan etki riski |
Yüksek (düşük dozlarda risk azalır) |
Orta |
Düşük |
1. Tiyazid ailesi. Distal tubulus kıvrımlarının
başlangıç bölgesinde “Na+, Cl- transport”unu inhibe ederek Na+ geri emilimini
bozarlar. Tiyazid ailesi yan etki profili en yüksek diüretiklerdir. Tiyazidler ile
tedaviye küçük dozlarda başlanılmalıdır (örneğin, 12.5 mg/gün hidroklorotiyazid
gibi). Hidroklorotiyazidin hipertansiyon kontrolünde maksimum dozunun 25 mg/gün’ü
geçmemesi önerilmiştir (70).
2. Loop diüretikleri. Henle kulpunun kalın çıkan
kolunda etkilidirler. Bu ilaçların artan dozları ilave bir diürez sağlar.
3. Potasyum tutucu diüretikler. Distal
tubulusların son bölümü ve toplayıcı kanallarda doğrudan etki ile Na+ ile K+ alış
verişini duraklatırlar. Na+ atılımını artırır, K+ reabsorsiyonunu çoğaltırlar.
4. Aldosteron reseptör antagonistleri: Primer etki
yerleri distal tubulusların son bölümü ve toplayıcı kanallar olup Na+ atılımında
artma, K+ reabsorbsiyonunda fazlalaşma meydana getirirler.
II. Adrenerjik Sistem Antagonistleri:
Bu grup, sempatik sinir sistemini etkileyerek, sempatikolitik etki yaratan ilaçlardır.
Merkezi ve periferik etkililer olmak üzere 2 ana grupta toplanırlar.
A) Merkezi etkili sempatikolitikler:
Santral a2 adrenerjik ya da imidazolin (I2) reseptör agonistleridir.
Clonidine, guanfacine, guanabenz ve a-methyldopa santral a2 adrenerjik agonist, Rilmenidine ve
Moxonidine I2 reseptör agonistleridir. Bu ilaçlar, beyin sapında postsinaptik a2 adrenoreseptörleri ve I2
reseptörleri uyararak vazomotor merkezi deprese ederler. Ayrıca, periferik presinaptik a2 adrenoseptörleri selektif olarak
uyararak norepinefrin salınımını inhibe ederler. Sonuçta, sempatik tonusun ve buna
paralel olarak periferik damar direncinin düşmesini sağlarlar.
Kalp hızı ve debisi azalırken plazma volümü
artar. PRA azalır (2). Bu grup ilaçların en önemli özelliklerinden biri de, renal kan
akımını bozmamasıdır. Diüretikler dışında diğer antihipertansif ilaçlarla
etkileşebildiğinden ve yan etkilerinin fazlalığına bağlı (%30) olarak ilacı
kullanamama nedeni ile klinik kullanımları oldukça kısıtlı kalmıştır.
İmidazolin-2 (I2) agonistleri hariç, bu gruptaki ajanların belirgin sedatif etkileri ve
rebound hipertansiyona neden olmaları bu kısıtlamada en önemli faktörler olmuştur.
B) Periferik etkili sempatikolitikler
I- Adrenerjik nöron blokerleri
(postganglioner nöron inhibitörleri): Guanedrel, guanethidin, rauwolfia
alkaloidleri (rauwolfia serpentina, reserpina), debrisoquine ve betanidine gibi ilaçlar
periferik sinir uçlarında katekolamin depolarını boşaltarak ya da katekolaminlerin
buralardan salınmasını inhibe ederek etki gösterirler. Yarılanma zamanları 2-3
günden 1-2 haftaya kadar değişen sürelerde uzun olan bu ilaçların, guanedrel
dışında etkileri geç ve yavaş başlar. Bu sınıf antihipertansifler tüm diğer
antihipertansiflere yanıt alınamayan şiddetli refrakter hipertansiyon dışında
verilmemelidir. Sık olarak gelişen, ciddi ortostatik hipotansiyon nedeni ile hastaların
çoğu tarafından iyi tolere edilmezler. İlaç etkileşimleri çoktur. Periferik damar
direncini düşürürken kalp atım sayısını ve debisini azaltırlar. Bunun yanı sıra
plazma volümü ve plazma renin aktivitesini arttırırlar. Böbrek kan akımı düşer.
Tuz ve su retansiyonuna neden oldukları gibi aritmi ve konvülsiyon eşiğinde düşme,
depresyon ve parkinson tablosunda ağırlaşmaya neden olurlar.
II- Ganglion bloke ediciler:
Hexamethonium, mecamylamine, pentolinium ve trimethaphan’dan oluşan bu ilaçlar
sempatik ve parasempatik ganglionlarda nikotinik reseptörleri kompetetif bir mekanizma
ile bloke ederek ganglioplejik etki meydana getirirler. Sempatik ve parasempatik sistem
inhibe olur. Arteryel ve venöz dilatasyon, hipotansiyon, kalp dakika atım hacminde
azalma, taşikardi, idrar retansiyonu, konstipasyon, görme bozuklukları oluşur.
Şiddetli ortostatik hipotansiyon, AMİ, ileus gibi önemli
yan etkilerin görülmesi nedeni ile pratik
hekimlikte kullanılmayan bu ilaçlar arasında günümüzde trimethaphan (arfonad) (iv)
acil hipertansiyon tedavisinde yer alır.
III- Adrenerjik reseptör antagonistleri:
Adrenerjik sinir uçlarında reseptör düzeyinde blokaj etki gösterirler. Üç grupta
bulunurlar.
A) Alfa adrenerjik reseptör antagonistleri:
Damar düz kas hücre membranında yer alan post sinaptik a-adrenerjik reseptörleri bloke ederler.
Selektivitelerine göre 2 grubta toplanırlar.
a) Selektif a1 adrenoseptör blokerler (prazosin, terazosin, doxazosin, urapidil)
b) Nonselektif adrenoseptör blokerler: Hem a1 hem a2 adrenerjik reseptörleri bloke ederler (fentolamin,
fenoksibenzamin, tolazolin, dibenamin, ergot alkaloidleri) Sonuçta damar düz kaslarında
gevşeme, vasodilatasyon ve periferik dirençte düşme sağlarlar. Bu esnada, kalp
hızını ve debisini arttırırlar. Plazma volümünde düşme meydana gelir. Plazma
renin aktivitesi ve böbrek kan akımı değişmez. Nonselektif a adrenoseptör blokerler a2 reseptörünü de bloke ederler,
taşikardi hipertansif atak gibi sempatik aktiviteye ait semptomlara yol açabilirler. Bu
grupta bulunan fentolamin, fenoksibenzamin ve tolazalin feokromasitoma tedavisinde
kullanılırlar. Selektif a1
adrenoseptör blokerlerin aynı zamanda lipid profili üzerine olumlu etkileri vardır.
İlk doz (“first dose”) fenomenine neden olabilirler. Bu nedenle doz titrasyonu
yapılmalıdır.
B) b-Adrenerjik reseptör antagonistleri (beta blokerler): Periferik b-adrenerjik reseptörleri,
katekolaminler ile yarışmaya dayanan (kompetitif) bir mekanizma ile kapatarak, bloke
ederler. Böylece arteryel
damar direncini düşürmek suretiyle
antihipertansif etkilerini meydana getirirler. Ayrıca, miyokard üzerinde yaptıkları
(-) inotrop etki sonucu kalp kontraktilitesini azaltarak kalp hızını ve debisini
azaltırlar. Renal renin salınımını inhibe ederler. Merkezi sinir sisteminden sempatik
“akış”ı azaltırlar. Bunların yanısıra vasküler dokuda prostaglandin
düzeylerini yükseltirler. Barorefleks duyarlılığını arttırırlar. Böbrek kan
akımını ve “prejunctional” sempatik inhibisyon yaparak noradrenalin salınımını
azaltırlar. İntrensek simpatomimetik aktivitesi pozitif (ISA +) beta blokerler, kalp
hızını ve debisini değiştirmezler. Yaşlılarda, siyah ırkta, düşük reninli
hipertansiyonlular ve düşük kalp atım hacimli yüksek periferik dirençli hipodinamik
hastalarda etkileri oldukça zayıftır. Buna karşılık gençlerde, beyaz ırkta,
yüksek ve normal reninli kişilerde, kalp atım hacmi yüksek, periferik direnci
hiperdinamik hastalarda çok etkilidirler. Bu ajanlar, yalnız b1 reseptörleri bloke edenler (kardiyoselektif beta
blokerler) hem b1 hem de b2
reseptörleri bloke edenler (nonselektif beta blokerler) olarak 2 gruba ayrılır (Tablo
10).
| Tablo 10. Beta adrenerjik reseptör antagonistleri |
|
Kardiyoselektif betablokerler |
Nonselektif betablokerler |
|
| ISA (-) |
Atenolol |
Nadolol |
|
Betaxolol |
Propranolol |
|
Bisoprolol |
Sotalol |
|
Esmalol |
Tertalolol |
|
Metoprolol |
Timolol |
| ISA (+) |
Acebutolol |
Alprenolol |
|
Celiprolol |
Oxprenolol |
|
|
Pindolol |
|
C) a+b adrenerjik reseptör antagonistleri (mikst reseptör blokerleri):
Bu ajanlar kompetitif olarak hem selektif a1, hem de nonselektif, b1+b2
adrenoseptör blokajı yaparak vasodilatör etki gösteren bir beta bloker grubudur (Tablo
11).
| Tablo 11. a+b adrenerjik reseptör antagonistleri |
| ISA (+) |
Labetalol |
| ISA (-) |
Bucindolol |
|
Carvedilol |
|
III. Renin Angiotensin (RAS)
Sistemini Etkileyen İlaçlar
A) ACE inhibitörleri: Bu grup ajanlar, bir
dekapeptid olan angiotensin I’in bir oktapeptid olan angiotensin II (AII) ye
dönüşünü katalize eden ACE’i inhibe ederek güçlü bir vazokonstriktör olan
AII’nin oluşumunu engellemek suretiyle etki ederler. Bu ilaçlar, aynı zamanda bir
kininaz olan ve bradikinini parçalayarak inaktive eden bu enzimi ACE’ i inhibe ederek
vazodilatör bir peptid olan bradikinin düzeylerini yükseltirler. Böylece,
vazokonstriksiyon önlenir ve vazodilatasyon sonucu periferik damar direnci düşer.
Antihipertansif etki meydana gelir. ACE inhibitörleri bunun yanısıra, kalp ve damar
düz kas hücrelerinde proliferasyonu ve’’remodeling’’i azaltır. AII’nin
aldosteron salınımını uyarıcı etkisi önlenir, natriüretik etki meydana gelir, su
ve tuz tutulması azalır. Kaptopril ve lisinopril dışında tüm ACE inhibitörlerinin
aktif metabolitleri vardır. Kimyasal yapılarına göre sınıflandırma Tablo 12’de
sunulmuştur.
| Tablo 12. Kimyasal yapı
özelliklerine göre ACE inhibitörleri |
- Sülfür içerenler (kaptopril, alacepril,
phentiapril, pivalopril, zofenopril).
- Karboksil grubu içerenler (enalapril,
perindopril, trandolapril, ramipril, quinapril, delapril, cilazapril, benazepril,
lisinopril, pentopril)
- Fosforil grubu içerenler (fosinopril)
|
ACE inhibitörleri bilateral renal
arter stenozu ve böbrek yetersizliğinde azotemi ve hiperpotasemi yapabilirler.
Aldosteron ve sempatik “kaçış”a ve aşırı miktarda nitrik oksit (NO) yapımına
neden olabilirler. Bu, serbest oksijen radikallerinin artmasına yol açarak endotel
harabiyeti meydana getirebilir. Tedavide bir diğer sorun da öksürük ve allerjik
reaksiyonlardır.
Halen kullanımda bulunan ACE inhibitörleri
şunlardır:
a) Birinci kuşak ACE inhibitörleri - Kaptopril,
enalapril
b) İkinci kuşak ACE inhibitörleri - Fosinopril,
benazepril, cilazepril, quinapril, trandolapril, perindopril, lisinopril, ramipril
B) Angiotensin II (AII) reseptör
antagonistleri (sartanlar): Angiotensin II hipertansif ve diğer olumsuz
etkilerinin çoğunu AT1 reseptörleri aracılığıyla gösterirler. Angiotensin II
reseptör antagonistleri AT1 reseptörlerini selektif olarak bloke eden güçlü ve uzun
etkili nonpeptid ajanlardır. Losartan, valsartan, candesartan, eprosartan, irbesartan,
tasosartan, telmisartan’dan oluşan ve sartan ailesi olarak da anılan bu ilaçlar
etkilerini, ekstrensek AII dışında, intrensek AII’nin de etkilerini bloke ederek
gösterirler. RAS aktivitesini düşürücü etkileri yanısıra sempatikolitik ve
antiproliferatif etkileri de vardır. Aldosteron üzerine dolaylı etkileri nedeni
natriüresis sağlarlar. Bu ajanlardan losartan’ın ürikozürik etkisi de vardır.
IV-Damar Düz Kasında Etkili İlaçlar
A) Kalsiyum kanal blokerleri: Bu ilaçlar, damar
düz kası ve miyokard hücre membranında adrenerjik (a1, b1) ve angiotensin II tip 1
reseptörlerin uyarılması ile çalışan, voltaja bağımlı L-Tipi yavaş kalsiyum
kanallarını inhibe ederler. Damar düz kası ve miyokard hücresine Ca2+ girişini
azaltır ve böylece sitosolik Ca2+ düzeyini düşürerek eksitasyon kontraksiyon ikili
ilişkisini bozarlar, sonuçta vasodilatasyon meydana gelir. Kalsiyum kanal blokerlerinin
düz kas hücresindeki etkisi, venöz yatağa göre arteryel duvarda çok daha fazladır
(71). Meydana gelen arteriyel dilatasyon sonucu periferik direncin azalması kalsiyum
kanal blokerlerinin başlıca antihipertansif etki mekanizmalarıdır. Bu ilaçlardan
fenilalkilamin ve benzodiyazepin grubunda olanlar kalp hızını ve ritmini
etkileyebilirler. Dihidropiridin grubunda olanlar ise kalp debisini arttırabilirler
(Tablo 13) (66).
| Tablo 13. Kalsiyum kanal blokerler |
| Dihidropiridinler |
Nondihidropiridinler |
| Fenilalkilaminler |
Benzodiyazepinler |
| 1. Kuşak |
2. Kuşak |
3. Kuşak |
1. Kuşak |
2. Kuşak |
1. Kuşak |
2. Kuşak |
| Nifedipine |
Nifedipine SR
Felodipine SR
Nicardipine SR
Felodipine
Isradipine
Nicardipine
Nisoldipine
Nitrendipine |
Amlodipine Lacidipine |
Verapamil |
Verapamil SR Gallopamil |
Diltiazem |
Diltiazem SR |
B) Potasyum kanal açıcılar:
Damar düz kas hücre membranında K+ kanallarını açarak hücre içine K+ girişini
arttıran, sonuçta hiperpolarizasyon yapan ajanlardır. Aynı zamanda hücreden Ca+2
çıkışını da arttırırlar. Meydana gelen vazodilatasyon periferik direncin
düşmesine, neden olur. Çoğu henüz faz III ve IV çalışması halinde olan bu
ilaçlar arasında pinacidil, nicorandil, diazoxide, minoxidil sülfat ve cromakalin
bulunur.
Bu grup ajanlar daha çok, diğer ilaçlar ile
yanıt alınamayan refrakter ya da habis hipertansiyon tedavisinde kaullanılmaktadır.
Diazoxid’in acil hipertansiyon tedavisinde yeri vardır. Refleks taşkardi, su ve tuz
tutucu etkileri tedavide sorunlar yaratabilmektedir.
C) Doğrudan damar düz kas gevşeticileri:
Sodyum nitroprussid, hydralazine ve dihydralazine’den oluşan bu grup ilaçlar,
antihipertansif etkilerini doğrudan arteriyoler düz kas gevşemesi yaparak periferik
damar direncini düşürmek suretiyle gösterirler. Arteriyoler düz kasları gevşetme
mekanizması kesin olarak bilinmeyen bu ajanların endotelden nitrik oksit
salgılanmasını arttırarak ya da K+ kanallarını açarak hiperpolarizasyon meydana
getirmek suretiyle etki gösterdiği sanılmaktadır. Bu ilaçlar aynı zamanda
baroreseptörleri uyararak kalp hızını ve debisini arttırırlar, katekolamin
salınımına yol açarlar. Plazma volümü, plazma renin aktivitesi ve böbrek kan
akımını arttırırlar. Su ve tuz retansiyonuna neden olurlar. Bu nedenle beta
blokerler, ya da santral alfa agonistler ve diüretikler ile kombinasyon tedavisi
biçiminde kullanılabilirler. Diğer antihipertansiflere dirençli (refrakter)
hipertansiyonda, habis ve acil hipertansiyonda intravenöz olarak kullanılmaktadır.
V- Yeni Geliştirilmekte Olan İlaçlar
Neutral endopeptidase (NEP) inhibitörleri
(sinorphan, thiorphan, omapatrilat), endotelin I reseptör antagonistleri (bosentan,
phosphoramidon), renin inhibitörleri (pepstatin, norstatin, difluorostatin, cylostatin),
serotonin antagonistleri, vasopressin antagonistleri, adrenomedullin ve adenosin henüz
klinik tedaviye girmemiş, geliştirilmekte olan antihipertansif ajanlar olarak
sayılabilir.
İlk İlaç Seçimi Hipertansiyon tedavisininin
temel amacı kan basıncının düşürülmesi yanında, morbiditenin ve mortalitenin
azaltılmasıdır. Diüretiklerin ve beta blokerlerin bu konudaki kanıtlanmış
yararları bu ilaçların hipertansiyon tedavisinde ön planda yer almalarına neden
olmuştur (72).
Hipertansiyonda, 1990’lı yıllara kadar
‘basamak tedavisi’ yaklaşımı uygulanmıştır (73). Önceleri ilk basamakta
diüretikler yer almış (74), daha sonra beta blokerlere, kalsiyum kanal blokerleri ve
ACE inhibitörlerine de birinci basamakta yer verilmiştir (73). Diğer antihipertansif
ilaç gruplarıyla yapılan çok sayıdaki çalışmanın sonuçları 1990’lı
yıllarda’basamak tedavisi’ kavramınının terkedilmesine ve’ilk seçenek’
kavramının gündeme gelmesine yol açmıştır. Yeni ilaç gruplarının iyi tolere
edilmeleri, yan etkilerinin azlığı ve hipertansiyona eşlik eden durumlar üzerindeki
olumlu etkileri alternatif ‘ilk seçenek’lerin oluşmasına neden olmuştur.
Kardiyovasküler risk, bireyselleştirilmiş tedavi ve yaşam kalitesi kavramlarının
giderek önem kazanmasıyla birlikte günümüzde çeşitli antihipertansif ilaçlara ilk
seçenek olarak yer verilmektedir. Gerek JNC VI ve gerekse WHO-ISH 1999 hipertansiyon
kılavuzlarında tüm antihipertansif ilaç gruplarının ilk seçenek olarak
kullanılabilecekleri ve ilaç seçiminde bireyselleştirilmiş tedavi prensibinin
uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır (6,7,75).
Kan Basıncı Takibine Göre Yönlendirme
Hipertansiyon tedavisinde kan basıncının takibi
bir çok bakımdan önem taşır. Tedavinin temel amacı olan morbiditenin ve mortalitenin
azaltılması için kan basıncının kontrol altına alınıp alınmadığının
yakından izlenmesi gerekir. Gerek yaşam tarzının düzenlenmesinden ilaç tedavisine
geçişte ve gerekse tedaviye alınan yanıtın değerlendirilmesinde kan basıncı
takibinden yararlanılır.
Yüksek normal kan basıncı olan ya da hafif (Evre
1) hipertansiyon grubunda yer alan hastalarda (hedef organ hasarı, kalp-damar
hastalığı ya da diyabet söz konusu değilse) yaşam tarzı düzenlemesinin ardından
ilaç tedavisine başlayıp başlamama kararı kan basıncı değerlerine göre
verilmektedir (6,7) (Tablo 14).
Tedaviye alınan yanıtın değerlendirilmesinde de
kan basıncının takibi önem taşımaktadır.
İlaç tedavisi sırasında şu olasılıklarla
karşılaşılabilir:
1-Hedeflenen kan basıncına ulaşma.
Antihipertansif tedaviyle hedeflenen kan basıncına ulaşıldıysa risk belirlemesine
(Sayfa 24’e bakınız) göre yüksek ya da çok yüksek riskli hastaların 3 ayda bir,
orta ya da düşük riskli hastaların 6 ayda bir kontrolu planlanır (7). Kontrollar
sırasında kan basıncı ölçümlerinin yanısıra risk faktörlerinin yeniden gözden
geçirilmesi ve yaşam tarzı düzenlemesinin zorlanması gerekir. Hedeflenen kan
basıncına ulaşan hastalara, ilaçlarına doz azaltmadan ve kesintisiz devam etmeleri
söylenmelidir. Antihipertansif ilaçların tamamen bırakılması düşünülmemelidir.
Ancak bir yıl süreyle en az dört kontrolda etkin kan basıncı düşüşü sağlanan
hastalarda ilaç dozu aşamalı olarak (yavaş ve küçük dozlarda) azaltılabilir.
İlaç dozu azaltılırken hastalar sıkça izlenmelidir Yaşam tarzı düzenlemesine uyum
sağlayan hastalarda doz azaltımında daha başarılı olunur.
2-Hedeflenen kan basıncına ulaşamama: Hedeflenen
kan basıncına ulaşılıp ulaşılamadığı konusundaki kararı genellikle üçüncü
ayda vermek gerekir (yüksek ya da çok yüksek riskli hastalarda bu süre daha kısa
tutulmalıdır). Kan basıncında etkin düşüşün sağlanamama nedenini kullanılan
ilaca bağlamadan önce hastanın antihipertansif tedaviye uyumunu değerlendirmek
gerekir. Hasta uyumuyla ilgili bir sorun varsa önce bunun düzeltilmesi yoluna
gidilmelidir (sayfa 51’e bakınız). Hedeflenen kan basıncına ulaşamamanın nedeni
hasta uyumsuzluğundan kaynak lanmıyorsa ilaç tedavisinin yetersiz olduğu
düşünülür. Bu durumda tedaviye kısmi yanıt alınıyorsa ve seçilen ilaç iyi
tolere ediliyorsa doz arttırımı ya da farklı sınıftan bir ilacın (eğer
kullanılmamışsa diüretik) eklenmesi, tedaviye yanıt alınamıyorsa kullanılan
ilacın farklı sınıftan bir ilaçla değiştirilmesi uygun olur. Bu arada yaşam tarzı
düzenlemesini de zorlamak gerekir. Yeni uygulamayla hedeflenen kan basıncına
ulaşılamıyorsa başka sınıflardan ilaç eklemeye devam edilmelidir. Tedaviye istenen
yanıt alınamıyorsa hastanın bir hipertansiyon uzmanına gönderilmesi
düşünülmelidir (6,7).
Tedaviye dirençli hipertansiyon, diüretik içeren
üçlü antihipertansif tedaviye karşın kan basıncının 140 / 90 mmHg’nın altına
inmemesi (yaşlı hastalar için sistolik kan basıncının 160 mmHg’nın altına
inmemesi) durumudur (sayfa 51 de ayrıntılı biçimde anlatılmıştır).
3-Kan basıncının hedeflenen düzeyin altına
düşmesi: Hipertansiyon tedavisi sırasında diyastolik kan basıncının çok fazla
düşürülmesinin koroner perfüzyonu bozacağı görüşüne dayanan J-eğrisi hipotezi
(76) özellikle hipertansiyona eşlik eden koroner arter hastalığının varlığında ve
nabız basıncının 60 mmHg’nın üstünde olduğu durumlarda önem taşır. Öte
yandan çalışma verileri daha fazla kan basıncı düşüşüyle serebrovasküler ve
renal komplikasyonlara rastlanma olasılığının da düşeceğine işaret etmektedir.
Klinik çalışmaların hemen hepsinde tüm yaş gruplarında sistolik kan basıncının
140 mmHg’nın, diyastolik kan basıncının 90 mmHg’nın altına düşürülmesi
öngörülmektedir. Diyastolik kan basıncının hangi düzeye düşürülmesinin (<80
mmHg, <85 mmHg ya da <90 mmHg) hedeflenmesi gerektiğini araştıran Hypertension
Optimal Treatment (HOT) çalışmasının sonuçları daha düşük kan basıncı
hedeflendiğinde kardiyovasküler olayların görülme sıklığında belirgin bir
azalmanının olmadığına ancak koroner kalp hastalığı görülme sıklığının
azaldığına işaret etmektedir (21).
Kardiyovasküler Riske Göre Yönlendirme
Hipertansiyon tedavisinin temel amacı morbiditeyi
ve mortaliteyi azaltmaktır. Tedaviden sağlanacak yarar yüksek kardiyovasküler risk
taşıyan hastalarda düşük kardiyovasküler risk taşıyanlara oranla çok daha
fazladır. Düşük riskli hastalarda kan basıncının 20/10 mmHg düşürülmesiyle
önlenen kardiyovasküler olay (fatal ve fatal olmayan inme ve miyokard infarktüsü)
sayısı 1000 hasta/yıl için 9’dan daha az iken aynı kan basıncı düşüşüyle
yüksek riskli hastalarda 17’den daha fazla olay önlenebilmektedir (7) (Tablo 15).
| Tablo 15. Hipertansiyonda kardiyovasküler risk ve tedavinin yararı |
| Hasta grubu |
Gerçek risk |
Tedavinin yararı |
| |
(10 yıl
içinde kardiyovasküler olay sayısı) |
(1000 hasta/yıl önlenen kardiyovasküler olay sayısı) |
| |
|
10/5
mmHg düşüş |
20/10
mmHg düşüş |
| Düşük riskli
hastalar |
< 15% |
< 5 |
<9 |
| Orta riskli hastalar |
15-20% |
5-7 |
8-11 |
| Yüksek riskli hastalar |
20-30% |
7-10 |
11-17 |
| Çok yüksek riskli hastalar |
> 30% |
>10 |
>17 |
Gerek ilaç tedavisine başlanacak
kan basıncı düzeyinin saptanmasında ve gerekse hastaların izleminde kardiyovasküler
risk belirlemesi önem taşımaktadır. Kan basıncı düzeyleriyle kardiyovasküler
riskin ve birlikte ele alındığı kan basıncı sınıflandırmalarının (Jong-Yoon Yi
ve Henry R. Black’in sınıflandırması gibi) denenmesi bu yaklaşımın somut bir
örneğidir (77). Joint National Committee (JNC)-VI (6) ve World Health
Organization-International Society of Hypertension (WHO-ISH)-1999 (7) kılavuzlarında da
kardiyovasküler riskin önemi vurgulanmaktadır. Her iki kılavuzda da diğer risk
faktörlerinin, hedef organ hasarının ya da klinik kardiyovasküler hastalığın olup
olmadığı dikkate alınmaktadır (6,7). Diğer major risk faktörleri Tablo 16’da
görülmektedir (6,7).
| Tablo 16. Diğer major risk
faktörleri |
- Sigara içmek
- Dislipidemi
- Diyabet
- 60 yaşın üzerinde olmak
- Cinsiyet (erkek ya da menopoz sonrası kadın)
- Ailede erken yaşta kardiyovasküler hastalık
öyküsü (Kadınlarda < 65 yaş, erkeklerde < 55 yaş)
|
Hedef organ hasarı ve klinik
kardiyovasküler hastalıklar Tablo 17’de özetlenmiştir (1,3).
| Tablo 17. Hedef organ
hasarı/klinik kardiyovasküler hastalık |
- Kalp hastalığı: Angina, geçirilmiş
miyokard infarktüsü, koroner revaskülarizasyon öyküsü ya da kalp yetersizliğinin
varlığı kalp hastalığını düşündürür
- Sol ventrikül hipertrofisi: EKG,
ekokardiyografi ve teleradyografi ile belirlenir
- Serebral komplikasyonlar: İskemik inme,
serebral hemoraji ya da geçici iskemik atak saptanabilir
- Böbrek hastalığı: Diyabetik nefropatinin
ya da böbrek yetersizliğinin varlığı, proteinürinin ve / veya plazma kreatinin
konsantrasyonunda hafif artışın (1. 2-2 mg/dl) saptanması başlıca bulgulardır
- Damar hastalığı: Dissekan anevrizma ve
semptomlu arter hastalığı başlıca klinik bulgulardır, karotis, iliyak, femoral
arterler ve aort ile ilgili ultrason ya da radyoloji bulguları damar hastalığını
düşündürür
- Retinopati: Retina arterlerinde yaygın ya da
fokal daralma saptanabilir. Hemoraji ya da eksüdalar ve papilla ödemi ilerlemiş
hipertansif retinopatiye işaret eder
|
Hipertansiyonda kardiyovasküler risk belirlemesinde,
kan basıncı değerleriyle birlikte diğer risk faktörlerinin ve hedef organ
hasarının/klinik kardiyovasküler hastalığın ele alınması prognoz tahmini tahmini
yönünden de önem taşır (7) (Tablo 18).
| Tablo 18.
Hipertansiyonda prognoz açısından kardiyovasküler risk belirlemesi |
| |
Kan Basıncı (mmHg) |
| Diğer risk
faktörleri& hastalık öyküsü |
Hafif hipertansiyon (SKB
140-159 ya da DKB 90-99 |
Orta hipertansiyon (SKB 160-179
ya da DKB 100-109) |
Ağır
hipertansiyon (SKB > 179 ya da DKB>109) |
| I Başka risk faktörü
yok |
Düşük
risk |
Orta risk |
Yüksek risk |
| II 1-2 risk faktörü var |
Orta risk |
Orta risk |
Çok yüksek risk |
| III 3 ya da daha fazla risk faktörü ya da hedef organ hasarı ya da
diyabet var |
Yüksek risk |
Yüksek risk |
Çok yüksek risk |
| IV Eşlik eden klinik
durumlar var |
Çok yüksek risk |
Çok yüksek risk |
Çok yüksek risk |
Kardiyovasküler risk belirlemesinin tedavi
yaklaşımındaki önemi gerek JNC VI ve gerekse WHO-ISH 1999 kılavuzlarında
vurgulanmaktadır(6,7,75). Yüksek ve çok yüksek riskli hasta gruplarında ilaç
tedavisine başlanması gerekmektedir. Orta risk grubunda kan basıncının ve diğer risk
faktörlerinin izlenmesi ve ilaç tedavisinin düşünülmesi gerekmektedir. Düşük
riskli hastalarda ise öncelikle yaşam tarzının düzenlenmesi ve kan basıncının
takibi uygundur (Tablo 19).
| Tablo 19. Risk belirlemesine göre
hipertansiyon tedavisi |
| Risk |
Öneri |
| Çok
yüksek risk |
İlaç tedavisine başlayınız |
| Yüksek risk |
İlaç tedavisine başlayınız |
| Orta risk |
Kan basıncını ve diğer risk faktörlerini 3-6 ay
izleyiniz |
| |
-SKB>139 vey a DKB>89 ise ilaç tedavisine
başlayınız |
| |
-SKB<140 veya DKB<90 ise izlemeye devam ediniz |
| Düşük risk |
Kan basıncını ve diğer risk faktörlerini 6-12 ay
izleyiniz |
| |
-SKB>149 veya DKB>94 ise ilaç tedavisine
başlayınız |
| |
-SKB<150
veya DKB<95 ise izlemeye devam ediniz |
Hipertansiyon tedavisinde
kardiyovasküler risk kavramının giderek önem kazanması morbiditenin ve mortalitenin
azaltılması yönündeki çabaların yansımasıdır. Tedavide ve izlemde hekimin
değerlendirmeleri, hastanın uyumu ve sosyo-ekonomik koşullar gibi çok sayıda
faktörün de önemli rol oynadığı unutulmamalıdır.
Birlikte Bulunan Çeşitli Durumlara Göre
İlaç Seçimi
Hipertansiyon tedavisinin bireyselleştirilmesi
gerekir. Bu nedenle ilaç seçiminde birlikte bulunan çeşitli durumlar dikkate
alınmalıdır. Bazı durumlarda yararı kanıtlanmış ya da eşlik eden hastalığa da
yararlı olabileceği düşünülen ilaçların seçilmesi uygundur. Öte yandan eşlik
eden hastalığa zararlı olabilecek ilaçların seçilmemesine özen göstermek gerekir.
Joint National Committee (JNC)-VI (6). kılavuzunda komplikasyonsuz hipertansiyonun
tedavisinde morbidite ve mortalite üzerine kanıtlanmış etkinlikleri nedeniyle
-kontrendikasyon söz konusu değilse- ilk seçenek olarak diüretikler ve beta blokerler
önerilmektedir. Bunun yanısıra bazı durumlarda yararı kanıtlanmış olan ve
kontrendike olmadıkça kullanılmaları önerilen ilaç grupları Tablo 20’de
görülmektedir (6).
| Tablo 20. Bazı
durumlarda yararı kanıtlanmış olan ilaç grupları |
| Durum |
İlaç grubu |
| * Proteinürili tip 1 diyabet |
ACE inhibitörleri |
| * Kalp yetersizliği |
ACE inhibitörleri, diüretikler |
| * İzole sistolik
hipertansiyon (yaşlı
hastalarda) |
Diüretikler (tercih edilir), uzun etkili
dihidropiridin grubu kalsiyum antagonistleri |
| * Miyokard infarktüsü sonrası |
Beta blokerler
(ISA’sız), ACE inhibitörleri(sistolik disfonksiyonda) |
Hipertansiyon tedavisinde eşlik eden
duruma da yararlı olabileceği düşünülen ilaç grupları Tablo 21’de
özetlenmektedir (6,7).
| Tablo 21. Hipertansiyon tedavisinde eşlik eden duruma da
yararlı olabileceği düşünülen ilaç grupları |
| Durum |
İlaç
grubu |
|
|
ACE
inhibitörleri |
- Sol ventrikül disfonksiyonu
|
ACE inhibitörleri |
|
|
Diüretikler, kalsiyum antagonistleri |
|
|
Beta blokerler, kalsiyum antagonistleri
(dihidropiridin dışı) |
|
|
Beta blokerler, kalsiyum antagonistleri |
|
|
Alfa blokerler |
- Proteinürili diyabet (Tip 1 ve Tip 2)
|
ACE inhibitörleri (tercih edilir), kalsiyum antagonistleri |
|
|
ACE inhibitörleri, düşük doz diüretikler,
beta blokerler |
|
|
Alfa blokerler |
|
|
Alfa blokerler |
|
|
Beta blokerler (kardiyoselektif olmayan) |
|
|
ACE inhibitörleri, diüretikler, anjiyotensin II antagonistleri, beta blokerler |
|
|
Beta blokerler |
|
|
Beta blokerler (kardiyoselektif olmayan), kalsiyum antagonistleri (dihidropiridin dışı) |
|
|
Beta blokerler, diltiazem, verapamil |
|
|
Tiyazid grubu diüretikler |
- Preoperatif hipertansiyon
|
Beta blokerler |
|
|
ACE inhibitörleri |
|
|
Alfa metil dopa, beta blokerler, kalsiyum antagonistleri |
- Periferik damar hastalığı
|
Kalsiyum antagonistleri |
- ACE inhibitörüne bağlı
öksürük
|
Anjiyotensin II antagonistleri |
- Siklosporin’e bağlı hipertansiyon
|
Kalsiyum
antagonistleri |
Hipertansiyon tedavisinde eşlik eden
durum nedeniyle kontrendike olan ilaç gruplarının da dikkate alınması gerekir (6,7)
(Tablo 22).
| Tablo 22. Hipertansiyon
tedavisinde eşlik eden durum nedeniyle kontrendike olan ilaç grupları |
| Durum |
İlaç
grubu |
| Bronkospastik hastalık |
Beta blokerler |
| Depresyon |
Reserpin |
| 2-3. derece AV blok |
Beta blokerler, kalsiyum antagonistleri (dihidropiridin dışı), reserpin |
| Karaciğer hastalığı |
Metildopa |
| Gebelik |
ACE inhibitörleri, angiyotensin II antagonistleri |
| Hiperkalemi |
ACE inhibitörleri, angiyotensin II antagonistleri |
| Bilateral renal arter darlığı |
ACE inhibitörleri, angiyotensin II antagonistleri |
| Gut |
Diüretikler |
Hipertansiyon tedavisinde eşlik eden
duruma zararlı olabileceği düşünülen ilaç grupları Tablo 23’de görülmektedir
(6,7).
| Tablo 23.
Hipertansiyon tedavisinde eşlik eden duruma zararlı olabileceği düşünülen ilaç
grupları |
| Durum |
İlaç
grubu |
| Depresyon |
Beta blokerler, santral alfa agonistler |
| Diyabet (Tip 1 ve 2) |
Beta blokerler, yüksek doz diüretikler |
| Dislipidemi |
Beta blokerler (ISA’sız), yüksek
doz diüretikler |
| Gut |
Diüretikler |
| Kalp yetersizliği |
Beta blokerler (carvedilol,metoprolol, bisoprolol
dışında),kalsiyum antagonistleri (amlodipin ve felodipin dışında) |
| Karaciğer hastalığı |
Labetolol |
| Periferik damar hastalığı |
Beta blokerler |
| Böbrek yetersizliği |
Potasyum tutucu diüretikler |
| Renovasküler hastalık |
ACE inhibitörleri, anjiyotensin II reseptör blokerleri |
| Dislipidemi |
Diüretikler, beta blokerler |
| Ortostatik hipotansiyon |
Alfa blokerler |
| Atletler ve
fiziksel olarak aktif hastalar |
Beta blokerler
|
Uygun ilaç seçiminin yapılmasında
hipertansiyona eşlik eden durumların dikkate alınması önem taşır. JNC VI (6) ve
WHO-ISH 1999 (7) kılavuzları arasında bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımları
açısından bazı uyuşmazlıkların varlığı dikkati çekmekte ise de (75). bu iki
kılavuzun birlikte değerlendirilmesi sonucunda ortak yaklaşımlar belirlenebilir (Tablo
24).
| Tablo 24.
Hipertansiyona eşlik eden diğer durumlara göre uygun antihipertansif ilaç seçimi |
| İlaç
grubu/Eşlik eden durum |
Diüretik |
Beta bloker |
Kalsiyum
antagonisti |
Alfa bloker |
ACE
inhibitörü |
Angiyotensin
II antagonisti |
| Yaşlılık |
++ |
+ |
+ |
+ |
+ |
+ |
| İzole sistolik HT |
++ |
+ |
++* |
+ |
+ |
+ |
| Angina |
+ |
++ |
++ |
+ |
+ |
+ |
| Mİ
sonrası |
+ |
++ |
+** |
+ |
++ |
+ |
| Kalp
yetersizliği |
++ |
- |
- |
+ |
++ |
+ |
| Böbrek
yetersizliği |
++** |
+ |
+ |
+ |
++ |
+ |
| Diyabet |
+ |
+ |
+ |
+ |
++ |
+ |
| Dislipidemi |
- |
- |
+ |
++ |
+ |
+ |
| Taşiaritmiler |
+ |
++ |
++** |
+ |
+ |
+ |
| Astma ya da KOAH |
+ |
— |
+ |
+ |
+ |
+ |
| Kalp bloku |
+ |
— |
—** |
+ |
+ |
+ |
| Gebelik |
? |
+ |
+ |
+ |
— |
— |
| Prostat hipertrofisi |
+ |
+ |
+ |
++ |
+ |
+ |
| Renovasküler
hastalık |
+ |
+ |
+ |
+ |
— |
— |
| Gut |
— |
+ |
+ |
+ |
+ |
+ |
| ++
öncelikle kullanılmalı, + yarar sağlayabilir,— kullanılmamalı, zararlı olabilir, * Tercihan uzun
etkili dihidropiridin grubu, ** dihidropiridin dışı, *** loop diüretikleri. |
Hipertansiyonda Kombinasyon
Tedavisi
Hangi ilaç gurubu ile hipertansiyon tedavisi
yapılırsa yapılsın tek ilaçtan (monoterapi) alınacak olumlu sonuç %50-70 arasında
değişir, diğer bir deyimle monoterapi ile %30-50 arasında başarısız sonuç
alınmaktadır (20). Böyle bir başarısız durumda hekim için yapılacak üç seçenek
vardır a) Kullanılan ilaç dozunu arttırmak, b) Başka bir ilaç grubuna geçmek, c)
Kombinasyon tedavisi uygulamak. Hangi ilaç grubu olursa olsun, alışılagelen dozun
üzerine çıkılması, genellikle başarıya yol açmadığı gibi yan etkiler katlanarak
artar. Bu nedenle kombinasyon tedavisi uygulamak en akılcı yol olarak karşımıza
çıkar. 1996 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan’’
Hipertansiyonun kontrolü’’ raporunda, hastaların %50’sinden fazlasında iki veya
daha fazla ilaç ile yapılacak kombinasyon tedavisine gereksinim olduğu bildirilmiştir
(78). Kombinasyon tedavisinde amaç, kullanılacak ilaçların antihipertansif etkilerinin
sinerjik veya additif olarak artması ve metabolik iyileşme yanında yan etkilerinin
azalmasıdır. Diğer bir deyimle antihipertansif tedavide iki ilacın birlikte
kulllanımı, kan basıncını azaltmada 1+1>2, yan etki bakımından 1+1 <2
olmalıdır (79). Buna göre önerilebilecek antihipertansif ilaç kombinasyonları
şunlardır (80) (Tablo 25):

Antihipertansif tedavide yapılacak kombinasyonlar
sabit dozlarda hazır preparatlar olduğu gibi, hekim kendi isteğine göre de
kombinasyonlar yapabilir. Sabit kombinasyonların avantajları: basitçe yazılabilmeleri,
tek bir ilaç gibi kullanılmaları, daha önce doğruluğu ve eminliği kanıtlanmış
olmalarıdır. Bu preparatların yaklaşık %20 daha ucuz olabilecekleri saptanmıştır.
Buna karşın hekim tarafından yapılabilecek kombinasyonlarda ilaçların dozları
istenildiği gibi ayarlanabilirse de, her zaman için hekimin hata yapma olasılığı
mevcuttur, ayrıca hastanın birden fazla ilaç alması gerekir (79).
Antihipertansif İlaçların Yan Etkileri
Antihipertansif ilaçların yan etki profilleri;
ilacın dozu, kullanım süresi, kullanan kişinin fizyolojik ve patofizyolojik yapısına
veya kullanılan diğer bir ilaç ile etkileşmesine kadar değişik pek çok faktörden
etkilenebilir.
I-DİÜRETİKLER (6,28,81)
Diüretik tedavisindeki en önemli konu, tedavi
sırasında oluşabilecek sıvı elektrolit denge bozuklukları ve metabolik
değişikliklerdir.
Ekstrasellüler sıvı hacmindeki değişiklikler,
iyon denge bozuklukları ve metabolik alkalozis: Diüretiklerin yüksek dozda veya iki
diüretiğin kombine edilerek kullanımları ile hızlı bir sıvı elektrolit
kaybı/dengesizliği yanında metabolik alkalozis de açığa çıkabilir.
Hipopotasemi: Diüretik ajanların potasyum
kaybettirici eğilimlerinden dolayı meydana gelir. Halsizlik, bacaklarda olan kramplar
veya ritm bozuklukları şeklinde görülebilir. Özellikle dijital tedavisi sırasında
önemli ritm bozukluklarına yol açabilir.
Hiperpotasemi: Potasyum tutucu diüretiklerin uzun
süre kullanımları ile, ACE inhibitörleri veya angiotensin II antagonistleri ile
beraber kullanımlarında ve diyabetik hastalarda kullanımlarında görülebilir.
Hiponatremi: Genellikle diüretik kullanan yaşlı
ve kadın hastalarda görülebilir. Hiponatremi oluşunca diüretikler etkisiz kalırlar.
Hiperkalsemi: Hiperparatiroidide ve D vitamini
tedavisi gören hastalarda daha sık görülür. Bu fenomen özellikle yaşlı hastalarda
osteoporoza ve femur boynu kırıklarına sebep olur.
Hipomagnezemi: Tiyazid kullanımında görülebilir,
kuvvetsizlik, bulantı, kardiak aritmiler ve nöro-musküler irritasyonlar yapabilir.
Diğer yan etkiler: Hiperürisemi, lipid profiline
olumsuz etki, glukoz intoleransı, impotans önemlidir. Ayrıca, kolesistit, pankreatit,
kanda diskrazi, nekrotizan vaskülit, akut interstisyel nefrit, non kardiyojenik pulmoner
ödem, allerjik cilt reaksiyonları literatürde belirtilmektedirler.
II-ADRENERJİK SİSTEM ANTAGONİSTLERİ
(28,81,82)
A) Periferik etkililer
a) Adrenerjik nöron bloke ediciler. Bunların en
önemlileri rauwolfia alkaloidleridir. Burun tıkanıklığı ve dolgunluk, sedasyon,
depresyon, libido kaybı, peptik ülser, intestinal motiliteyi ve bilier koliği arttırma
ve su tutulması en önemli yan etkileridir. Beta blokerlerle beraber
uygulanmamalıdırlar.
b) Ganglion bloke ediciler. Postural hipotansiyon,
sıvı retansiyonu, diyare ve ejekülasyon bozuklukları yapar.
B) Alfa adrenerjik reseptörleri
etkileyenler
a) Santral alfa-2 adrenerjik reseptör agonistleri.
Somnolans ve ağız kuruması (%40), tükürük ifrazının azalması, diş çürüklerine
ve periodontal hastalıklara yol açar. Diğer merkezi etkili depressanlar ile etil alkol
bu ilaçların sedatif etkilerini arttırırlar. Methyldopa, hepatit, Coombs-pozitif
hemolitik anemi, impotans yapar. Levodopa, bromocriptine, monoamino oxidase inhibitörleri
ve merkezi etkili adele gevşeticilerle etkileşirler. Clonidine ani kesildiğinde geri
tepme (rebound) yapabilir. Moxonidine ve rilmenidine uyuklama, asteni, baş dönmesi ve
ağızda kuruluk yaparlar.
b) Periferik alfa 1 adrenerjik reseptör
antagonistleri
1- Nonselektif etkililer (alfa-1 ve alfa-2 bloker).
Yan etkileri alfa-2 agonistlerine benzerler.
2- Selektif etkililer. İlk doz hipotansiyonu ve
ortostatik hipotansiyon görülebilir, bu özellikle ilaç alınımından 30-90 dakika
sonra görülür. Teorik olarak, aşırı hipotansiyon yapabileceğinden, angiotensin II
antagonistleri ile beraber kullanmamak uygun olur. Halsizlik, yorgunluk ve baş ağrısı
sıkça görülür, stres ve üriner inkontinansı olan bayan olgularda sorun
çıkarabilir ve koroner kalp hastalığı olanlarda anginanın ortaya çıkışını
tetikleyebilir. Plazma lipidleri üzerine olumlu etkileri vardır ve prostat
hipertrofisinde kullanılırlar.
C) Beta-adrenerjik reseptör antagonistleri
(beta blokerler). Başta kalp olmak üzere, çeşitli organ ve yapılarda
sempatik tonusu ortadan kaldırmak/azaltmak suretiyle ve bu tonusun derecesi ile
orantılı olarak önemli etki ve yan etkilere neden olurlar.
Kardiyak yan etkiler: Miyokard ve kalbin diğer
yapıları üzerindeki sempatik tonüsü azaltarak kalbin çeşitli işlevsel
parametreleri üzerinde etkileri vardır. Kalbin kontraktilitesini ve atış hızını
azaltırlar. Bu, özellikle ISA’sı olmayanlarda daha da belirgindir. Propranolol
ventriküllerin ejeksiyon hızını ve sistol esnasında ventrikül içinde basınç
gelişmesinin hızını (dP/dT) azaltır; mekanik sistolü uzatır. Bradikardi ile beraber
olan negatif inotropik etki kalp yetersizliğini ortaya çıkarabilir. Ancak kalp
yetersizliğine eğilimi olan olgular hariç tutulursa, beta blokerlerle tedavi
sırasında konjestif kalp yetersizliğinin açığa çıkması %1-3’ü geçmez.
Sağlıklı kişilerde egzersize karşı dayanıklılığı ve performansı azaltır,
çabuk yorulma yapar. Kalpte iletim sistemi ile miyokard içinde impuls iletimini
yavaşlatır, A-V iletim süresini uzatır ve EKG’de P-R aralığını genişletir, A-V
bloklar oluşabilir. Sino-atrial düğüm ve otomatisite gösteren diğer yapılarda
diyastolik spontan depolarizasyon hızını düşürür, otomatisiteyi baskılar.
Solunum sistemine olan etkiler: Bronş ve
bronşiollerin beta-2 reseptörleri bloke edilmek suretiyle, hava yollarında direnç
artışı yapar. Zorlu ekspirasyon hacmi düşer, akut astım krizlerini tetiklerler.
Merkez sinir sistemi yan etkileri: Uyku
bozuklukları/uykusuzluk, kâbus görmeler, kişilik değişiklikleri/depresyon, kendini
iyi hissetmeme, oryantasyon bozukluğu, yağda eriyen beta blokerlerde daha sık
rastlanılır.
Lipid metabolizması: Yağ dokusunda lipolizi inhibe
ederler. ISA’sız olanlar plazma trigliserid düzeylerini arttırırlar. Tip IV
hiperlipidemililerde, propranolol postprandial hiperlipidemiyi arttırır.
Karbonhidrat metabolizmasına etkilleri: Pankreasta
sempatik sinirlerin uyarılmasına bağlı olarak gelişen insülin salgılanmasını
inhibe eder. Hipoglisemi ataklarını maskelerler.
Renal yan etkileri: Kronik kullanımı, renin
salınımını inhibe eder. Renal kan akımında ve glomerüler filtrasyon hızında
azalmaya neden olur ve renal disfonsiyon görülebilir.
Diğer yan etkiler: Yorgunluk ve soğuk
ekstremiteler en önemli özelliklerdir. Periferik damar hastalığı olanlarda kesinlikle
kullanılmamalıdır. %10-13 impotans görülebilir. İlacın aniden kesilmesi, birkaç
gün süren kesilme sendromuna neden olabilir.
D- Alfa ve beta-adrenerjik reseptör
antagonistleri (82)
Beta blokerlere benzer yan etkileri vardır.
Bronkospazm, kalp yetersizliğinin açığa çıkması, atrioventriküler blok,
bradikardi, halsizlik, baş ağrısı, yorgunluk, gastrointestinal semptomlar, özellikle
ilk doz hipotansiyonu, postural hipotansiyon, ejekülasyon bozuklukları ve
hepatotoksisite en önemli yan etkileridir.
III- RENİN-ANGİOTENSİN ALDOSTERON
SİSTEMİNİ ETKİLEYEN İLAÇLAR (28)
A- Angiotensin konverting enzim inhibitörleri.
Genelde görülen yan etkilerini iki ana başlık altında toplayabiliriz: 1) Angiotensin
II yapımının direkt veya indirekt azalması olabilir, ilk doz hipotansiyonu ve
hipotansiyon, böbrek yetersizliği, hiperpotasemi ve gebelik sırasında olabilecek bazı
ciddi yan etkilerdir. 2) Bradikinin birikimine bağlı olaylar. Burada prostaglandinler
aracı/kolaylaştırıcı olarak rol oynarlar. Öksürük, angionörotik ödem, nötropeni
ve anaflaktik reaksiyonlar en önemlileridir. İlacın kimyasal yapısına bağlı olarak,
tad alma duygusunun bozulması, döküntüler ve lökopeni önemli yan etkilerdir.
Hipotansiyon, tuzun kısıtlandığı ve yüksek doz diüretik kullanan hastalarda
olabilir, ilk doz hipotansiyonu görülebilir. Tek taraflı renal arter darlıklarında,
hipertansif nefroskleroziste, hipotansif kalp yetersizliklerinde, polikistik böbrek
hastalıklarında renal sorunlar çıkabilir. Öksürük, kuru, boğucu ve
nonprodüktiftir, daha çok geceleri oluşur ve kadınlarda daha sık görülür. ACE
inhibitörleri kullananların %10-20 sinde görülebilir. Kininlerin ve substans P’nin
artması ve prostaglandinlerin artışı ile bronşlardaki afferent C liflerinin
uyarılması sonucu oluşur. Arachidonic asit’in yükselmesi de bronkospazmı tetikler.
Hiperpotasemi, aldosteron inhibisyonu sonucu oluşur. Bunun dışında, insülin
duyarlılığını arttırır, eritropoietin ile etkileşir, non-steroid anti
enflamatuvarlarla ve aspirinle birlikte kullanımları hipotansif yanıtı azaltır.
Lityum tedavisi gören hastalarda kullanılmamalıdır. Adrenerjik nöron blokerleri ile
veya damar düz kasına etkili ilaçlarla beraber kullanımda dikkatli olmalıdır. Alkol
ve barbitüratlar hipotansif yanıtı şiddetlendir. Gebelerde kullanılmamalıdır. Bazen
idrarda yalancı pozitif aseton testine neden olabilir.
B- Angiotensin II tip1 reseptör antagonistleri.
Semptomatik ve metabolik yan etkileri (öksürük dışında) ACE inhibitörlerine benzer.
Aldosteron metabolizmasını etkilediklerinden, hiperpotasemi yapabilirler. Tek taraflı
renal arter stenozunda ve gebelerde kullanılmamalıdırlar. Öksürük yok denecek kadar
azdır, bazı olgu sunumlarında, angionörotiködem bildirilmiştir. Alfa blokerlerle
beraber kullanımlarında dikkat edilmelidirler.
IV-DAMAR DÜZ KASINDA ETKİLİ İLAÇLAR (1.3.4)
A- Kalsiyum kanal blokerlari. Son
yıllarda yan etkileri bakımından üzerinde en çok tartışılan ilaç grubudur.
Çünkü kalsiyum kanal blokerleri, kimyasal olarak heterojenite gösterdiklerinden,
etkilerinde de farklılıklar görülür. İlaçların kısa veya uzun etkili,
dihidropiridin veye non-dihidropiridin oluşundan kaynaklanan farklı yan etkileri
vardır. Vazodilatasyon, negatif inotropik etki, ileti bozuklukları, gastrointestinal
etkiler, metabolik etkiler ve ilâçlarla olan etkileşimleri global yan etki profilini
meydana getirir. Vazodilatasyon ve onun sonucuna bağlı klinik bulgular, yaklaşık
olguların %10-20 sinde hakimdir. Baş ağrısı, yüzde kızarıklık, baş dönmesi,
sıcaklık basması, göz ağrısı, kulak çınlaması, bazen bulantı kusma, özellikle
verapamil kullananlarda konstipasyon, ileti bozuklukları, bradikardi, ayak bileği
ödemi, hipotansiyon, sedasyon, diş eti hipertrofisi, bazı cilt döküntüleri ve
özellikle antihistaminikler ve adele gevşeticilerle olan ilaç etkileşimleri bu grup
ilaçların yan etkilerinin genel klinik bulgularıdır. Kısa etkili kalsiyum
antagonistlerine bağlı yan etki profili sakıncaları göz önünde bulundurularak uzun
etkililer tercih edilmelidir.
B- Potasyum kanal açıcılar:
Henüz deneme safhasında olduğundan, klasikleşmiş yan etkilerinden söz etmek için
henüz erkendir.
C- Damar düz kasını doğrudan gevşetici
ilaçlar. Sıvı tutulması ile beraber, sempatik tonüsün refleks aktivasyonu
ile olan klinik bulgular görülür. Minoxidil, ST segmenti değişiklikleri,
hipertrikozis, pulmoner basınçta artma yapar. Hidralazin, prekapiller damarlarda
dilatasyon yapar, beta blokerlerle olan kombinasyonları koroner hastaları için
tehlikeli olabilir, lupus benzeri tablo, ilâç ateşi, cilt döküntüleri,
gastrointestinal irritasyon ve pridoksin eksikliğine bağlı nöropati en önemli yan
etkileridir.
V. YENİ GELİŞTİRİLMEKTE OLAN İLAÇLAR
(4)
Renin inhibitörleri(-kiren), endotelin reseptör
antagonistleri (bosentan), nötral endopeptidaz inhibitörleri, vazopressin antagonistleri
(mixanpril, omipatrilat), serotonin antagonistleri(ketanserin) v. b. daha deneme
safhasında olduklarından, henüz yaygın kullanım alanına girmemiştirler. Bu
bakımdan klasikleşmiş yan etkilerinden söz etmek için erkendir.
|